Bu yazıda coin türü kriptoparalar, TFRS’ler kapsamında ele alınmaktadır.

Finansal tablolara yansıtabilecek miyiz?

Kripto paralarla ilgili aslında uluslararası alanda üzerinde tek mutabık kalınan konu, kripto paraların varlık olarak finansal tablolara alınabileceğidir. Zira kripto paraların, Finansal Raporlamaya İlişkin Kavramsal Çerçeve’de yer alan varlık tanımını ve muhasebeleştirme kriterlerini karşıladığını söyleyebiliyoruz. Zayıf kontrol, yetersiz gözetim, çalınma veya kara para aklama gibi şüpheli işlemlerde kullanılma ihtimali varlık tanımının karşılanmasına engel teşkil etmemektedir ki itibari para üzerinde de birçok ülkede çok da yoğun bir kontrol olduğu söylenemez. Çalınma riski, itibari para da çok çok daha yüksektir. Kara para aklamada kripto paraların kullanımının itibari para kullanımına kıyasla çok daha düşük seviyelerde seyrettiği de bir gerçek.

Kriptoparası olan işletmelerin, değeri güvenilir diyebileceğimiz bir şekilde belirlenebilen bu varlıklarını finansal tablolarında raporlaması, raporlamamalarına kıyasla şüphesiz çok daha gerçeğe uygun sunum sağlayacaktır.

Finansal tablolara yansıtalım yansıtmasına da yok mu kriptoparaları kapsamına alan bir standart?

Varlık olarak finansal tablolara alabiliyoruz, peki bu varlık hangi standardın kapsamına girmektedir? Diğer bir ifadeyle biz bu varlığı nerede, nasıl, hangi değer üzerinden raporlayacağız?

Ne yazık ki uluslararası alanda bu konuda benimsenmiş ortak bir yaklaşım bulunmamakta. Bu doğrultuda kriptoparayı finansal varlık olarak kabul eden de var, stok veya maddi olmayan duran varlık olarak muhasebeleştirilmesinin gerektiğini belirten de.

IFRIC (Uluslararası Finansal Raporlama Yorum Komitesi) tarafından 11-12 Haziran 2019 tarihinde yapılan toplantıda alınan kararda da kripto paranın:

a) TMS 38 uyarınca, elinde bulundurandan ayrılabilmesi ve bireysel olarak satılabilmesi veya transfer edilebilmesi ve

b) TMS 21 uyarınca elinde bulundurana sabit ya da belirlenebilir tutarda para birimi alma hakkı vermemesinden dolayı

parasal olmayan maddi olmayan varlık tanımını karşıladığı belirtilmektedir. Bu doğrultuda, olağan iş akışı içerisinde satış amaçlı elde bulundurulan kriptoparalar stok olarak muhasebeleştirilecekken, diğer tüm yatırım amaçlarında ise maddi olmayan duran varlık olarak muhasebeleştirilmesi gerekecek.

Peki, gerek TMS 2 gerekse TMS 38 hazırlanırken, kriptoparalar da dikkate alınmış mıdır? Aslına bakarsanız, kriptoparaları stok veya maddi olmayan duran varlık olarak sınıflarken sanki günü kurtarıyor gibiyiz.

Stok açısından ele alırsak…

Öncelikle TMS 2’de “olağan iş akışı” ifadesine bir açıklık kazandırmak gerektiği açıktır. Yatırım kuruluşları gibi finansal kuruluşlar hariç olmak üzere, kriptopara alım satımının hangi durumlarda işletmenin olağan iş akışı içerisinde gerçekleşmiş sayılabileceğine ilişkin belirsizlik bulunmaktadır.

Stokların fiziksel niteliğe sahip olması gerektiğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır, bu noktada stok tanımını karşılamasına engel bir durum yoktur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, kriptopara ne olağan iş akışı içinde satılmak üzere üretilmekte olan ne de üretim sürecinde veya hizmet sunumunda kullanılacak hammadde ve malzeme şeklinde bulunan bir varlıktır. Stok olarak kabul edebileceğimiz tek durum, olağan iş akışı içinde satılmak üzere elde tutulmasıdır.

Bir şekilde stok tanımını karşıladığını kabul ettiğimiz kriptoparaların TMS 2 açısından ölçümünde ele alınması gereken bazı hususlar bulunmaktadır. Örneğin; stoklar, defter değeri ile net gerçekleşebilir değerlerinden düşük olanı üzerinden raporlanır. Net gerçekleşebilir değer ise işletmenin muhakemesine dayanan subjektif bir değerlendirme sonucunda ulaşılan bir değerdir. Zira işletme, satış fiyatını tahmin etmek suretiyle net gerçekleşebilir değeri belirlemektedir. Peki günlük değerinde %30’luk değişimlerin bile normal kabul edildiği bir varlık için, işletme tarafından fiyat tahmininde bulunmak ne kadar ihtiyaca uygun ve güvenilir bilgi sağlayacaktır?

Stok olarak değerlendirilmesi konusunda bir parantez açmak gerekiyor. Kriptopara alım satıma aracılık edenler, yani broker’lık yapanlar, kriptopara stoklarını satış maliyetleri düşülmüş gerçeğe uygun değeri üzerinden ölçüp, değer değişimlerini kar veya zararda muhasebeleştirebilecekler.

Maddi olmayan duran varlık açısından ele alırsak…

Maddi olmayan duran varlık; fiziksel niteliği olmayan, tanımlanabilir, parasal olmayan varlıktır. MODV tanımının unsurları; belirlenebilirlik, kontrol ve gelecekteki ekonomik yararların varlığından oluşur. Bu kapsamda kriptoparaların maddi olmayan varlık tanımını karşıladığını söyleyebiliyoruz. Peki, değer artış kazancı elde etmek amacıyla uzun veya kısa vadeli yatırım aracı olarak edinilen kriptoparaların maddi olmayan duran varlık olarak muhasebeleştirilmesi ne kadar mantıklı?

Öncelikle, kısa vadeli yatırım aracı olarak edinilen, yani satış amacıyla edinilen kriptoparaların maddi olmayan duran varlık yerine satış amaçlı duran varlık olarak muhasebeleştirilmesi daha uygun görünüyor. Burada sorun teşkil eden husus, yatırımcı söz konusu kriptoparalarında meydana gelen değer artışlarını, realize olana; yani kriptoparaları satana kadar finansallarına yansıtamayacak. Değer artışını finansallarına yansıtamayan yatırımcı, değer azalışı sonucunda ise, değer düşüklüğü karşılığı ayırmak durumunda kalacak. Kısa vadeli yatırımcı için bu durumun kulağa pek hoş gelmediğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Uzun vadeli yatırım amacıyla edinilen kriptoparaların maddi olmayan duran varlık olarak sınıflandırılacağını belirtmiştik. Peki, TMS 38 uyarınca maddi olmayan duran varlıkların ölçüm hükümleri, değer artış kazancı amacıyla yapılan kriptopara yatırımının mantığına ne kadar uygun?

Maddi olmayan duran varlıklar ilk kez muhasebeleştirilirken maliyet bedeli üzerinden kayda alınırlar. Raporlama dönemi sonunda ise işletmeye iki yöntem sunulur. Ya maliyet bedeliyle izlemeye devam edecek ya da yeniden değerleme yöntemini seçecektir. Yeniden değerleme yöntemi kriptopara yatırımcılarını ilk başta heyacanlandırıyor olsa da, üzülerek belirtmek gerekiyor ki bu yöntem de tam anlamıyla yatırımcıların beklentisini karşılamaktan uzak. Zira, yeniden değerleme yöntemine göre değerlenen varlıklarda meydana gelen değer artışlarını işletmenin dönem karına yansıtması mümkün görünmüyor. Söz konusu artışları daha sonradan dahi kar veya zarara yansıtamayacak şekilde özkaynaklarda raporlamak gerekmekte. Diğer bir ifadeyle, yatırımcı söz konusu kriptoparayı elden çıkarsa dahi, özkaynaklarda biriken değer artış tutarını dönem karıyla ilişkilendiremeyecek. Bu arada, değer artışlarını karına yansıtamayan işletmenin, değer azalışlarını doğrudan gider olarak raporlaması gerektiğini hatırlatmakta yarar var.

Burada belki de değinilmesi gereken bir başka husus yatırım amacıyla edinilen gayrimenkuller. TMS 40, değer artış kazancı veya kira geliri veya her ikisini birden elde etmek amacıyla elde tutulan arsa ve binaların muhasebeleştirme ve ölçüm hükümlerinin ele alındığı düzenlemedir. Aslında cümle tam da istediğimiz gibi başlamıştı. Değer artış kazancı amacıyla… Buna karşın, söz konusu düzenlemenin kapsamı ne yazık ki arsa ve binalarla sınırlanmış durumda. Söz konusu standarda göre yatırım amaçlı gayrimenkullerin sonraki ölçümünde gerçeğe uygun değer yöntemi, işletmenin tercih edebileceği iki yöntemden biri. Bu yöntem uyarınca değer artışları da değer azalışları da doğrudan kar veya zarara yansıtılır. Esas olarak kriptopara yatırımının mantığına en uygun ölçüm yöntemi olan bu yöntem, ne yazık ki yatırım amacıyla edinilmiş olan maddi olmayan varlıklar için işletmelerin muhasebe politikası olarak benimseyebileceği bir yöntem değil.

Kriptoparanın hayatımıza girmesi sonucunda standartların bug’ını bulduysak, TMS 8’in kapısını çalamaz mıyız?

“Bir işlem, olay veya koşula özel olarak uygulanan bir TFRS’nin bulunmaması durumunda işletme yönetimi, kendi muhakemesini, takdirini kullanarak bir muhasebe politikasını geliştirir ve uygular” der TMS 8. Söz konusu muhasebe politikasının ihtiyaca uygun ve güvenilir olması gerektiğini de ekler arkasından.

İşletme yönetimi, kendi takdirini kullanırken, aşağıdaki kaynaklara başvurur:

(a) Benzer ve ilişkili konuları ele alan TFRS’lerde yer alan hükümler ve

(b) Kavramsal Çerçeve’de yer alan tanımlar, finansal tablolara alma kıstasları ve ölçüm esasları.

İşletme yönetimi, IFRIC’in Haziran 2019’daki toplantısında aldığı karara rağmen, TMS 8’in söz konusu hükümleri uyarınca, benzer ve ilişkili konuları ele alan TFRS 9, TMS 40 gibi standartları dikkate alarak, kısa vadeli yatırım amacıyla edindiği kriptoparalarını gerçeğe uygun değer farkı kar veya zarara yansıtılan, uzun vadeli yatırım amacıyla edindiği kriptoparalarını ise gerçeğe uygun değer farkı kar veya zarara ya da özkaynağa yansıtılan varlık olarak raporlasa, dayanak olarak da TMS 8’in ilgili hükümlerini gösterse…

Var mı itirazı olan? (Mail aracılığıyla görüşlerinizi iletebilirsiniz)

Artık şu konuya ilişkin bir düzenleme yapmanın vakti gelmedi mi?

Bu konuda yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu çok açık. Ülkelerin para politikalarının etkinliği üzerine olumsuz etkisi olabileceğinden mi, otoriteler tarafından kontrol altına alınmasının zorluğundan mı, spekülasyona çok açık olduğundan veya inanılmaz volatil bir yapıya sahip olduğundan mı bilinmez ama, uzunca zamandır hayatımızda olan kriptoparalar için henüz dişe dokunur bir düzenleme yapılmadığını söylemek yanlış olmaz.

Yapılacak olan yeni düzenlemede ölçüm hükümlerinin belirlenmesinde, özkaynağa dayalı finansal araçların ölçüm hükümlerinin esas alınmasının çok yerinde olacağını vurgulamakta yarar var. Zira TFRS 9 uyarınca özkaynağa dayalı finansal araçlar, gerçeğe uygun değerleri üzerinden raporlanmaktadır. Kısa vadeli, al-sat amaçlı edinilenlerin gerçeğe uygun değerinde meydana gelen değişimlerin doğrudan kar veya zarara yansıtılması gerekmekte iken, uzun vadeli yatırımda TFRS 9 bir opsiyon tanımakta ve bu opsiyonun söz konusu varlığın ilk kez finansal tablolara yansıtılması sırasında geri dönülemez şekilde tercih edilebileceği belirtilmektedir. Söz konusu opsiyon uyarınca uzun vadeli yatırım amacıyla edinilen özkaynağa dayalı araçların gerçeğe uygun değerinde meydana gelen değişimlerin özkaynakta raporlanacağı belirtilmektedir. Özkaynak araçlarına ilişkin TFRS 9’da yer alan bu yaklaşımın, kriptopara yatırımcılarının ölçüme ilişkin beklentilerini en çok karşılayan yöntem olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Peki ya “miner”lar. Acaba mevcut standartlar, onların faaliyetlerinin nasıl raporlanması gerektiğine ilişkin bizlere bir şeyler fısıldıyor mu? Bu konu da bir sonraki yazıya kalsın.